SULTANGAZİ GAZETESİ 'bin yıldır bu topraklarda kardeşçe yaşıyoruz.'
Ana sayfaMesajlarİletişim
 

Mevlana Çelebi vakfı eğitici seminerlerine devam ediyor
 Reklam
Çağın hastalığı manevi hastalıklar
16 Kasım 2011 Çarşamba 16:24
Mevlana Çelebi vakfı eğitici seminerlerine devam ediyor

Mevlana Çelebi İlim Ve Hizmet Vakfı'nın periyodik olarak düzenlediği aylık seminerlerin ikincisi Eğitimci-Sosyolog Yusuf Özkan ÖZBURUN’un sunduğu “Son Kale Aile” isimli seminer ile gerçekleşti.

Yusuf Özkan ÖZBURUN,  her çağın bir hastalığı olduğunu söyleyerek sunumuna başladı. Sonra çağımızın hastalıklarının başında da manevi hastalıklar geldiğini ifade etti. Manevi hastalıkların başı olarak da ailenin bozulmasına ve ailelere bulaşan vebalara dikkat çekti. Aile vebasının nereden geldiğine ve modern dünyanın aileyi nasıl etkileyip kuşattığına değindi.

Bugünün Çanakkale’sinin aile olduğunu, aile kalesinin düşmesiyle her şeyin düşeceğini (kadın-baba –çocuk-toplum) söyledi

Türkiye’de ailenin:

1. Gelenek, görenek, örf, adet ve töre

2. Modernite ve modern dünya

yüzünden yıprandığını ifade etti. Gelenek, görenek, örf, adet ve törenin dinden uzaklaşarak problemler üretmeye başladığını belirtti. Dinle kurulan ilişkilerin sloganik  ve ezbere olduğunu söyledi. Geleneğin bozulduğu için sorun üretmeye başladığını belirtti. Riyanın ve dedikodunun ayyuka çıktığını, güzel hasletlerin ortadan kalktığını ifade etti. Bu bakış kaymalarının da insan ilişkilerine, gelenek ve göreneklere yansıdığını belirtti.

Toplumumuzda  erkeklerin  kadın düşmanı olarak yetiştirildiğini ifade etti. Kadının zapt edilmesi, otorite kurulması gereken bir kişilik olarak algılandığını söyledi. Halbuki gerçekte kadına Allah’ın kulu  ve emaneti, ubudiyeti beraber yapacakları insanlar olarak bakılması gerektiği gerçeğine vurgu yaptı.

Gustav Logan’ın “toplumların da genleri olduğu” sözünü hatırlatarak bu genlerin gelenek ve göreneklerle yeni kuşaklara aktarıldığını ifade etti.

Genç kızlara da kayın valide düşmanlığının, eşleriyle  alakalı olarak da “göz açtırma, bitini kanlandırma, iki çanağı varsa birini kır, kalbe giden yol mideden geçer” anlayışının gelenek ve göreneklerle aktarıldığını  belirtti. Böylece gelenek ve göreneklerle aktarılan sosyal genler sebebiyle erkeğe karşı , din dışı bir bakış oluşturulduğunu söyledi. Toplumumuzda gizli olarak bulunan otorite bağımlılığının da bu şekilde oluştuğunu ifade etti.  Otoriteye koşulsuz itaat anlayışının öncelikle  ailede, daha sonra ilk okuldan yüksek öğrenime kadar tüm eğitim-öğretim kurumlarında, askerde vd… yerlerde oluşturulduğunu söyledi.

İnsanları yalnızlaştırmak, bencilleştirmek ve insanların egolarını tetiklemek modern dünyanın hastalıkları olarak zikredildi. Günümüzde leptop evliliklerinin ortaya çıktığını, insanlarımızın leptoplarla yatıp leptoplarla kalktığını, tabiri caizse leptopları artık bedenlerinden ayrılmaz bir parça olarak algıladıklarını ifade etti. Teknolojinin yüz yüze bakmayı ortadan kaldırdığını, insanların birbiriyle olan muhabbetlerini öldürdüğünü ve insanları yalnızlaştırdığını belirtti. Bundan dolayı ailelerin artık aile olmaktan çıkıp “aile limitet şirketlerine ” dönüştüğünü söyledi. Teknolojiyi, teknoloji terbiyesi ile kullanmanın önemine dikkat çekti. Televizyonun belli zamanlarda bilinçli ve kasıtlı olarak açılıp kapanmasının hayati öneme haiz olduğunu belirtti. Alternatifler oluşturmanın çok önemli olduğunu, alternatifler oluşturulmadığı sürece teknolojik aletlere ve onların getirdiği ahlaka mahkum olunacağı tehlikesine dikkat çekti.

Maria Montessori  ismini zikredip, Maria Montessori ‘nin “ailede eşler arası çatışmaların ortadan kaldırılması” gerektiği  sözünden  yola çıkarak, bu çatışmaların meydana getireceği sıkıntılara değindi. Aile çatışmalarını da tutarsız aile modellerinin ortaya çıkardığını ifade etti. Montessori ‘nin çocuklarla alakalı zikrettiği  “emici zihnin” olumsuz örneklerle muhatap olmaması için, eşler arası çatışmaların bir an önce ortadan kaldırılmasının hayati öneme sahip olduğuna vurgu yaptı. Çünkü çocukların, emici bir zihinle yetiştiği için bütün çatışma ve kamplaşmaları çekeceğini belirtti. Montessori’ ye göre “emici zihnin” doğum ve altı yaş arasında gerçekleştiğini söyledi.

Kişilikle alakalı olarak, kişiliğin 90 yaşına kadar şekillenebileceğini ama ilk altı yaşın kişilik şekillenmesinde çok önemli rol oynadığını belirtti.

Toplumumuzda ise bunun tam tersi bir kanat olduğunu, insanımızca çokça zikredilen “Can çıkar huy çıkmaz. Huylu huyundan vazgeçmez. Yedisinde ne ise yetmişinde de odur. ” cümlelerinden anlaşılabileceğini ifade etti.

İnsan şahsiyetinin “Mizaç ve Karakter” tarafından oluşturulduğunu söyledi. Mizacın doğuştan geldiğini, kolay kolay değişmeyeceğini ancak terbiye edilebileceği, olumluya kanalize edilebileceğini ve kontrol altına alınabileceğini ifade etti. Karakterin ise tamamen sonrada meydana geldiğini söyledi. Karakter oluşumunda anne-babanın, aile ortamının, gelenek ve göreneklerin, ergenlik arkadaşlarının önemli etkisi olduğu söylendi.

Anne ve babaların iki şeyden dolayı muaheze edileceğini ifade etti.

1. Düzgün bir sevgi, muhabbet ve eğitim

2. Disiplin (Kendini yönetebilme becerisi)

Ailelerde şu dört tür dengesizliğin olduğunu söyledi: “1. Aşırı sevgi  2. Gevşek sevgi  3. Sıkı eğitim 4. Gevşek eğitim

Aşırı sevginin,  bağımlı ve güvensiz, her olayda anne ve babalarına yaslanma ihtiyacı hisseden çocuk kişiliklerinin oluşmasına sebep olduğunu söyledi. Yetersiz sevginin, sonuçlarının ise aşırı sevgiye göre daha da ağır olacağını belirtti. İstenmeden dünyaya gelen çocukların anne karnında bunu hissettiklerini belirtti. Böyle çocukların anne karnında elini daha çok emmesi ve buruşuk doğması örneklerini verdi. Sıkı eğitimin etkisinde kalan çocukların kibar, sessiz, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırı hassas bir yapıya sahip olduklarını ifade etti. Gevşek eğitimde ise “Hoş gör, boş ver.” anlayışının hakim olduğunu, bu anlayışın da hangi davranışı nerede, nasıl yapacağını bilemeyen ve sosyal ortam bozukluğu olan çocukların ortaya çıkmasına sebep olacağını söyledi

(1)Aşırı sevgi ve gevşek eğitim olan ailelerde çocuğa şımartılacak kadar çok sevgi verildiğini ve disiplinin yok denecek kadar az olduğunu belirtti. Bunun sonucu olarak da sorumsuz çocukların ortaya çıktığını, sorumluluk almayanların şahsiyetinin oturmadığını, sorumsuz insanların evlenmesinin ise bir felaket olduğunu ifade etti. (2)Aşırı sevgi ve sıkı eğitimin nevrotik çocukları, (3)yetersiz sevgi ve aşırı disiplinin ise saldırgan ve  anti sosyal (davranış sıkıntısı olan insanlar) çocukları ortaya çıkardığını söyledi. (4) Gevşek eğitim ve yetersiz sevginin pasif ve donuk çocuklar ortaya çıkardığını belirterek, bu pasiflik ve donukluğa teknoloji bağımlılığının da eklenmesiyle çocuğun tamamen donuk ve daha da pasif olacağı tehlikesine değindi. Bundan dolayı çocuklara ideal olarak 30 dakika televizyon izleme ve bilgisayarla meşgul olma izninin verilebileceğini, bu sürenin  azami olarak da 1,5 saat olabileceğini belitti. Televizyonda bir sabit kare için 24 hareketli algının olduğunu , bu hareketli algıların ise dikkat eksikliğini meydana getirdiğini ifade etti. 

1. Anne ve babanın tutumları arasındaki tutarsızlığın 2. Aile içindeki kardeşlere farklı tutumların 3. Aile içi kutuplaşmaların olumsuz aile tutumları olduğunu söyledi. Bu olumsuz aile tutumlarından ailelerin sağlıklı tutumla kurtulabileceğini belirtti. Sağlıklı tutumu ise sevgi ve disiplinin en sağlıklı biçimde ve oranda ayarlanması olarak açıkladı. Adaleti Mahza olarak tavsif edilen  Hz. Ali’ nin insanlarla arasındaki ilişkiyi ayarlarken “İnsanlarla aramda görünmeyen bir ip olduğunu düşünürüm. Bu ip gevşediğinde gevşekliğini alırım, gerginleştiğinde ise gevşetirim.” sözünü hatırlatarak insan ve çocuk yönetiminin önemine vurgu yaptı.

İlgisizlik, kıskançlık ve cinsel aldatmayı evliliğin üç temel düşmanı olarak zikretti. Evlilikte insanların birbirlerine ilgilerin yitirmeleri sonucunda kalbi ilgilerin başka şeylere yöneldiğini ifade etti. Güven duygusunun yok olması sonucu kıskançlıkların ortaya çıktığını, manevi hazlardan uzaklaşmanın neticesi olarak da maddi hazlara meylin arttığını, bunun da cinsel aldatmalara sebep olduğunu söyledi. Günümüzde erkeklerin cinsel yönden, kadınların ise tüketim konusunda ciddi uyarıcılar aldığını söyleyerek bu tehlikeli uyarıcıları bertaraf etmek için dayanışma ve yardımlaşmanın çok önemli olduğuna vurgu yaptı. 

Evliliğin iç düşmanları olarak; 

 

1. Yıkıcı eleştiride bulunmak (Suçlayıcı ve kırıcı olmak)

2. Genellemede bulunmak (Eşi damgalamak)

3. Aklını okumak (İletişim kurmadan kendi kafasında yorumlara yaparak hareket etmek)

4. İşi yokuşa sürmek ( Benim dediğime inanmıyordun, bak şimdi oraya geldin deyip eşi iğnelemek ve üzmek)

5. Sürekli geçmişi getirmek ( Başlangıçta bazı yaşanan bazı tutarsızlıklara dönüp sorun yapmak)

6. Hep kendini haklı görmek (Hatalarını kabul etmemek) 

ifade edildi.

Eşler arası sorunlar olarak da şunlar söylendi;

1. Gerçek yüzün gizliliği

2. Farklı kişilikler ve bakışla

3. Farklı hobiler, zevkler ve algılar

4. Yöresel, kültürel farklılıklar

5. Fazla yaş farkı ve fiziksel uyumsuzluklar

6. Ekonomik sorunlar

7. Aile müdahalesi, aileye aşırı düşkünlük

Ailenin rekabet yeri değil de tesanüt yeri olduğunu, aile kalesinin düşmesiyle her şeyin düşeceğini tekrar hatırlatarak konuşmasına son verdi.

Engin ATAMAN

Eğitim Komisyonu




Etiketler : mevlana, çelebi, vakfı, sosyolog, yusuf, özkan,



Bu Haber Toplam 416 Defa Okunmuştur
Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı
 

  ANKET
  
 
DUYURULAR
Futbol Turnuvası başlıyor
Futbol turnuvası heyecanına katılmanızı bekliyoruz.
  Tüm Yazarlar
Sevgi Nihan Akıncı

Hayatımız Ne Renk?

Nur Cansu Yılmaz

Rahim Ağzı Kanseri Nedir?

Ethem Erçakır

ZAMLARDAN KURTULUŞ YOLLARI (1)

E. KOYUNCU

KUTLU DOĞUM HAFTASI

Serap Sözen

ÇOCUK EĞİTİMİNDE CEZANIN YERİ

Uzm.Dr.İbrahim HAZİNİ

AKNE NEDENLERİ VE TEDAVİSİ,

 

ARŞİVDE ARAMA

 

 

 

 

 :: Ana Sayfa :: Günün Haberleri :: İletişim

  Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
© 2000-2006 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: +90 212 667 66 66  |  Faks: +90 212 476 44 88  |  Destek: marmarayayingrubu@gmail.com
Sayfa Üretimi: 0.1784  | Teknik Destek: Cizginet & Webdizayntürk
Haberler artık Outlook'ta